Fırtına / Kimliksiz Kadın

Fırtına / Kimliksiz Kadın

Yayımlandı— Kasım 2025

J.M.G. Le Clézio


*“*Fırtınanın hiddeti bana da sirayet ediyor. Onun feryat figanına, demirci körüğüne benzeyen soluklarına ihtiyacım var. Bu adaya fırtına için geri döndüm. Fırtına başlayınca her yer kapandı, insanlar evlerine sığındılar, panjurları kapattılar, kapılarının önüne barikatlar kurdular, kendi kabuklarına, duvarlarının gerisine çekildiler. Fotoğraf makinelerine verdikleri pozlarıyla, ifadeleriyle, yapmacık davranışlarıyla bembeyaz tenli turistler de kayboldu. Bisikletli, mini şortlu kızlar, ATV motorlu delikanlılar, Polaroid güneş gözlüklerini, sırt çantalarını, fotoğraf makinelerini alıp şehre, condominiumlarına, fırtınanın hiç esmediği kendi ülkelerine döndüler.

Ada sakinleri toprak altına sığındı. Camları buğulanmış sığınaklarda yerde oturmuş iskambil oynuyorlar, bira içiyorlar. Ampulün ışığı titreşiyor, yakında her yerde elektrik kesilecek. Mağazalardaki derin donduruculardan idrar benzeri sarı sular sızmaya başlayacak, tuzlanmış balıklar eriyecek, gözleri düşecek, çikolatalı dondurmalar ambalajlarının içinde eriyecek. Fırtına için geri döndüm. Rasgele yoluma çıkan dağınık askeri birlikleri izlediğim, anlaşılmaz emirler yağdırılan hoparlörleri dinlediğim savaşta gibi hissediyorum yeniden kendimi. Zamanı geri sarıyorum, hayatımı yeni baştan oluşturuyorum. Hué’deki evin eşiğine dönmek, içeri bakmak isterdim ve bakışım zamanı durdururdu, kafaları karıştırırdı, kadını cellatlarının elinden kurtarırdı. Ama aklımdaki hiçbir şey silinmeyecek. Ada, kurtuluşun mümkün olmadığı katilik. Acizliğin kanıtı. Ada hiçlikten önceki son rıhtım, son durak. İşte bunun için geri döndüm. Geçmişi yeniden bulmak için değil, bir köpek gibi iz sürmek için değil. Hiçbir şeyi tanıyamayacağımdan emin olmak için. Fırtınanın her şeyi geri döndürülemeyecek şekilde silip götürmesi için, zira tek gerçeklik deniz.“

Nobel ödüllü yazar J. M. G. Le Clézio Fırtına’da okuru sevme biçimlerine, unutma ve hatırlamanın ağırlığına, gitme ve kalma isteğinin iç içe geçmişliğine dair bir yolculuğa çıkarıyor. Fırtına ve Kimliksiz Kadın adlı iki novelladan oluşan bu kitapta öncelikle onlu yaşlarının başındaki June ve artık yaşlı olduğunu düşünen Bay Philip Kyo’nun karşılaşmasına şahit oluruz. Bir yandan, yaş almanın dünyayı anlama biçimimizi nasıl dönüştürdüğünü anlatan bu karşılaşma, diğer yandan, küçük bir kızın ve yaşlı bir adamın dünyaya ilişkin arzularındaki benzerlikleri gösterir. Le Clézio bu öyküde son derece güzel ve derinlikli bir üslupla okuruna şunu anlatır: Yaş aldıkça değişen iyiye ve aşka dair tahayyüllerimiz değil, insanın bunları gerçekleştirebilme kapasitesine duyduğu inançtır. Kimliksiz Kadın’da ise annesinin biyolojik annesi olmadığını sekiz yaşında tesadüfen öğrenen bir çocuğunun büyümesine tanıklık ederiz. Le Clézio’nun burada okuru düşünmeye çağırdı şey başkalarına ilişkin olarak duyulan öfke ve hayal kırıklığının nasıl kişinin kendisine dönebileceğidir. Bu gibi duygular hem içeriden hem de dışarıdan gelir. Kelimenin tam anlamıyla kimliksiz olan Rachel tüm bunları deneyimlerken, Le Clézio okuruna aidiyetin hiç kimse için bütünüyle mümkün olamayacak bir şey olduğunu zarifçe gösterir. Fırtına, bizi, “tüm rüyalar hüzünlüdür” diyen yaş almış bir adamla yaşamanın anlamına; “gözlerine çok fazla bakarsam bir çeşit baş dönmesi hissediyorum” diyen bir çocuğun gözüyle aşka ve “ilk kez birisinden nefret ediyordum, ilk kez bir anda büyümüştüm ve bir daha asla çocuk olmayacaktım” diyen bir yetişkinle öfkeye ve hayal kırıklığına bakmaya davet eden, eşsiz bir metin.

← Tüm kitaplara dön